7554 Sayılı yasayla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin önünde duran mesele yalnızca bir “norm denetimi” dosyası değildir. Bu dosya, bir fiilî durum üretme makinesinin durdurulup durdurulmayacağına ilişkindir. Çünkü 7554 sayılı torba yasa hakkında verilecek karar, yalnızca birkaç maddenin Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemeyecek. Bu karar, bu ülkenin ormanlarının, zeytinliklerinin, köylerinin ve kamusal hukukunun şirket çıkarları karşısında korunup korunamayacağını da gösterecek.
Eğer bu yasa uygulanmaya devam ederse, daha sonra verilecek bir iptal kararı hukuken doğru olsa bile fiilen geç kalmış olacak. Çünkü kesilen ağaç geri gelmiyor. Sökülen zeytinlik, yalnızca başka yere taşınmış birkaç ağaçtan ibaret olmuyor. Acele kamulaştırmayla parçalanan köy yaşamı, mahkeme kararlarıyla eski haline dönmüyor.
Yasa Değil Şirketlerin İsteği
7554 sayılı yasa, Çevre Kanunu’ndan Maden Kanunu’na, Mera Kanunu’ndan Elektrik Piyasası Kanunu’na kadar bir dizi alanda değişiklik yapıyor. Bunlardan en kritik olanı ise zeytinliklerin ve korunan alanların madencilik ve enerji projeleri için gözden çıkarılmasıdır.
Bu düzenleme, “genel ve soyut” bir kanun olma niteliğinde değildir. Yapılan düzenleme belli projelere, belli şirketlere, belli sahalara hizmet eden bir özel hukuk bypass’ına dönüşüyor.

Nitekim kamuoyunda “zeytinlik maddesi” diye bilinen düzenleme, Yeniköy-Kemerköy ve Yatağan termik santrallerinin kömür ihtiyacı için maden sahası içinde kalan zeytinliklerin sökülüp taşınmasına imkân tanıyan bir geçici maddeyle geldi. Bu, tesadüfi bir yasama faaliyeti değil, Akbelen ve çevresindeki fiilî madencilik baskısının önündeki son engelin yasayla kaldırılmasıdır.
Akbelen Bir Uyarı
Anayasa Mahkemesi’nin önündeki dosyada en güçlü somut dayanaklardan biri Akbelen ormanlarının başına gelenlerdir. Çünkü Akbelen, Türkiye’de hukukun doğa talanı için nasıl araçsallaştırıldığının canlı örneğidir.
7554 sayılı yasa yürürlüğe girdikten sonra olağanüstü idari işlemler hızlanmış, izin, ruhsat, acele kamulaştırma ve zeytinlik müdahaleleri peş peşe gelmiştir. Özellikle Milas ve Yatağan çevresinde, “yangından mal kaçırırcasına” zeytin ağaçlarının budanıp taşınmaya başlanması, somut tehlikeyi göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Üstelik, idarenin kendi beyanı ile kendi uygulaması arasında da açık bir çelişki vardır. Yapılan bir başvuru üzerine MAPEG tarafından verilen 2024 tarihli yanıtta zeytinlik alanlarda acele kamulaştırma yapılmayacağı belirtilmiş olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı’nın 9 Ocak 2026 tarihli ve 10848 sayılı kararı 10 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve Milas’taki çok sayıda zeytinlik alanı kapsayan 679 parsel, linyit kömürü ocağına dönüştürülmek üzere acele kamulaştırma kapsamına alınmıştır. Bir yanda “zeytinlikte acele kamulaştırma yok” denirken, öte yanda aynı zeytinliklere fiilen el konulması, hukukun nasıl kâğıt üzerinde bırakıldığını göstermektedir.
Yargı Sürerken İktidar Yasayla Sonucu Değiştirmek İstiyor
Olayın en vahim yanlarından biri de yasama organının, devam eden davaların sonucunu beklemeden yasa değişikliği yapmasıdır. Böylece süren davaları konusuz kalmıştır. Bu, hem oldukça kötü bir yasama tekniğidir hem de Anayasa’nın hak arama özgürlüğüne ve yargı bağımsızlığına dönük ciddi bir müdahaledir.

Bu durum hafife alınamaz. Çünkü Türkiye’nin çevre hukukunda bunun tarihsel örnekleri var. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri hakkında verilen kapatma kararlarının uygulanmaması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar taşınmış ve Türkiye hakkında ihlal kararı çıkmıştı. O karar aradan 20 yıl geçmiş olmasına karşın henüz uygulanmış değildir.
Bu durum, devletin kendi mahkeme kararlarını etkisizleştirmesinden başka bir şey değildir.
Çevre Hakkı Sadece Ağaç Meselesi Değildir
7554 sayılı yasaya karşı itiraz, Anayasa’nın 56. maddesinde güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ile doğrudan ilgili olsa da bununla sınırlı değildir. Bu dosyanın içinde mülkiyet hakkı var, yerleşim düzeni var, köylülerin üretim ilişkileri var. Aslında bir bütün olarak bakıldığında bu dosyanın içinde tüm boyutlarıyla bir yaşam kültürü var.
Ormanların kesilmesi, zeytinliklerin sökülmesi, açık ocak madenciliğiyle toprağın geri dönülmez biçimde dönüştürülmesi ve acele kamulaştırmayla kırsal yaşamın parçalanması, sonradan tazminatla kapatılabilecek sıradan zararlar olarak görülemez. Bunlar kolektif, kuşaklararası ve telafisi mümkün olmayan kayıplardır.

Bu nedenle AYM’nin vereceği yürürlüğü durdurma kararı, sadece bir dava tedbiri olmayacaktır. O karar, “hukuk, sermaye karşısında hâlâ kamu yararı adına konuşabiliyor mu?” sorusunun da cevabı olacaktır.
Geç Kalmadan
Geciken adalet, sadece adaletsizlik değildir. Bu ifade belki de en çok böyle bir dosya söz konusu olduğunda anlam kazanıyor.
AYM eğer beklerse, fiilî durum yaratma stratejisi bir kez daha kazanacak. Şirketler işlemlerini tamamlayacak. Zeytinlikler “taşındı” denecek. Ormanlar “çoktan kesildi” denecek. Köyler acele kamulaştırma kararlarının gölgesinde parçalanacak. Sonra Mahkeme önüne dosya geldiğinde, geriye şu cümle kalacak: “Haklıydınız ama artık çok geç.”
Anayasa Mahkemesi’nin önündeki mesele tam da budur. Bu yüzden bugün verilecek yürürlüğü durdurma kararı, bir usul kararından çok daha fazlasıdır. Çünkü hukuk, hükmünü yıllar sonra değil, tam zamanında verdiğinde anlamlıdır.
AYM ya Anayasa’yı zamanında koruyacak, ya da bir kez daha, karar verdiğinde korunacak şeyin çoktan ortadan kaldırılmış olduğunu görecek. Bugün önümüzdeki mesele tam olarak budur. Bir milletvekili ve her şeyden önce bu ülkenin insanına, toprağına, havasına, suyuna, ormanına, yabanda yaşayan kurduna kuşuna karşı kendini sorumlu hisseden bir yurttaş olarak, hepimizi bir felakete sürükleyen bu düzenlemeye karşı sonuna kadar mücadele etmeyi bir görev olarak görüyorum. Bu mücadelenin bir boyutu olarak, iptal başvurusunun imzacıları arasında yer aldığım 7554 sayılı yasanın yürürlüğünün bir an önce durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne sunmak üzere hazırladığımız dilekçeyi kamuoyunun bilgisine sunuyorum:
AYM için dilekçe :
Bir yanıt bırakın