GÖZ GÖRE GÖRE GELEN FON KRİZİ İLE İLGİLİ NEDEN ZAMANINDA ÖNLEMLER ALINMADIĞINI İKİ AYRI BAKANLIĞA SORDUK

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki soruların Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEKtarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

İbrahim AKIN

İzmir Milletvekili

Türkiye’de Eylül 2026’da ortaya çıkan yatırım fonları krizinin boyutu, olayın yalnızca bazı fonlarda gerçekleştirildiği ileri sürülen piyasa işlemleriyle açıklanamayacağını göstermektedir. Sermaye Piyasası Kurulu’nun 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, 2025 yılının son çeyreğinde bazı portföy yönetim şirketlerinin yönettiği fonların, fiili dolaşımı düşük paylarda şirketlerin ekonomik gerçekleri ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğu tespit edilmiştir. Konu 2 Aralık 2025 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanı başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine taşınmıştır.

SPK’nın açıklamasından anlaşıldığı üzere hazırlanan düzenleme taslağı 28 Ocak 2026 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığına sunulmuş, Bakanlığın 11 Şubat 2026 tarihinde taslağın yürürlüğe alınmasını bildirmesinin ardından süreç devam etmiştir. Dolayısıyla kamu makamlarının söz konusu riskten kriz patlamasından aylar önce haberdar olduğu ve konu üzerinde çalışma yürüttüğü resmi olarak ortaya konulmuştur.

Buna rağmen Eylül 2026’da 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine alınması, yüz binlerce yatırımcının doğrudan etkilenmesi ve çok yüksek tutardaki fon varlıklarının tasfiye edilmek zorunda kalması, kamu otoritelerinin erken uyarı mekanizmalarını neden etkili bir önleyici müdahaleye dönüştüremediği sorusunu gündeme getirmektedir.

Üstelik tasfiye kapsamındaki bazı portföy yönetim şirketleri hakkında krizden önce SPK tarafından idari yaptırımlar uygulanmış olması, denetim sonuçlarının sonraki dönemlerdeki risk değerlendirmelerine nasıl yansıtıldığının da açıklanmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu çerçevede mesele yalnızca piyasa aktörlerinin sorumluluğu açısından değil, kamu otoritelerinin önceden bildikleri bir riski neden zamanında durdurmadıkları, hangi kurum ve kişilerin hangi tarihlerde hangi bilgiye sahip oldukları ve olası siyasi veya ticari bağlantıların denetim süreçlerini etkileyip etkilemediği bakımından da araştırılmalıdır.

Bu bağlamda;

  1. SPK tarafından 2025 yılının son çeyreğinde tespit edilen olağandışı fiyat hareketleri konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına ilk olarak hangi tarihte, hangi içerikte ve hangi kanalla bilgi verilmiştir?
  2. 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında söz konusu fon ve portföy yönetim şirketleri bakımından hangi somut riskler tespit edilmiş, hangi tedbirlerin alınması kararlaştırılmış ve bu kararların uygulanması için hangi kurumlara ne tür görevler verilmiştir?
  3. 3 Aralık 2025’te SPK bünyesinde çalışma grubu oluşturulmasının ardından, Eylül 2026’ya kadar geçen yaklaşık dokuz aylık dönemde hangi somut denetim, sınırlama, işlem durdurma, fon büyüklüğünü kontrol altına alma veya yatırımcıyı koruma tedbirleri uygulanmıştır? Uygulanmadıysa bunun gerekçesi nedir?
  4. SPK’nın hazırladığı ve 28 Ocak 2026’da Bakanlığınıza sunduğu düzenleme taslağının yürürlüğe konulması neden aylar sürmüştür? Bu süre içerisinde taslak üzerinde hangi değişiklikler yapılmış ve nihai düzenlemenin gecikmesine neden olan idari veya siyasi süreçler hangileridir?
  5. 2025 yılının son çeyreğinde risk tespit edildiği halde söz konusu fonların 2026 yılı boyunca büyümeye devam etmesine ve bazı fonların çok yüksek büyüklüklere ulaşmasına hangi kamu kurumu izin vermiş veya bunu engelleyebilecek yetkisini kullanmamıştır? Bakanlığınız bu büyüme konusunda hangi tarihlerde uyarılmıştır?
  6. Tasfiye kapsamına alınan portföy yönetim şirketleri hakkında 2025 ve 2026 yıllarında SPK tarafından gerçekleştirilen tüm inceleme, denetim ve yaptırım süreçlerinin; ihlal tarihi, tespit tarihi, karar tarihi, uygulanan yaptırım ve sonraki denetim işlemleriyle birlikte kamuoyuna açıklanmasını sağlayacak mısınız?
  7. Daha önce mevzuata aykırılıkları tespit edilmiş veya idari yaptırım uygulanmış portföy yönetim şirketlerinin daha sonra yüz milyarlarca liralık varlığı yönetmeye devam etmesine ilişkin olarak SPK’nın risk bazlı denetim sistemi neden daha erken bir müdahaleyi gerektirmemiştir?
  8. Tasfiye kapsamındaki şirketlerin ortakları, yöneticileri ve karar alma süreçlerinde bulunan kişiler ile bakanlıklar, kamu kurumları, Cumhurbaşkanlığı kurulları, kamu bankaları ve diğer kamu kuruluşlarında görev yapmış veya halen görev yapan kişiler arasındaki olası çıkar çatışmaları ve bağlantılar konusunda herhangi bir inceleme yapılmış mıdır? Yapılmışsa sonuçları nelerdir?
  9. Söz konusu şirketler ve yöneticileri hakkında kamu görevleri, aile ilişkileri, ticari ortaklıklar veya geçmiş görevler nedeniyle ortaya çıkabilecek çıkar çatışması, nüfuz kullanımı, kayırmacılık veya denetim süreçlerine müdahale ihtimali bakımından Hazine ve Maliye Bakanlığı, SPK veya diğer kamu kurumları tarafından herhangi bir inceleme veya soruşturma talep edilmiş midir?
  10. Bakanlığınız, 2025 sonundan itibaren bilinen risklere rağmen gerekli önleyici tedbirlerin zamanında alınmaması sonucunda yatırımcıların uğradığı veya uğrayabileceği zarar bakımından idari sorumluluk bulunduğunu düşünüyor mu? Bakanlık veya SPK bünyesinde bu konuda sorumluluk incelemesi başlatılmış mıdır?
  11. İlgili yatırım fonlarının tasfiyesi sürecinin önce 3 ay, daha sonra 6 ay olarak açıklanmasının sebebi nedir? Fon malvarlığı içindeki pay senetlerinin değerinin gittikçe düşmesi ve alıcı bulunamaması nedeniyle değerlerinin sıfıra yaklaşması veya sıfır olması riskinin yanında, söz konusu fonların teminatlı işlem yaparak faiz borcuna sahip olmaları da düşünüldüğünde, fonların malvarlığı değerlerinin eksi bakiyeye düşme durumu bulunmakta mıdır? Bu risklerle ilgili alınan tedbirler var mıdır? Fon kurucuları ile bu kişilerle bağlantılı olan ve daha önce haksız ve usulsüz büyük kazançlar elde ettikleri tespit edilen kişileri malvarlıklarına el konularak, fonların tasfiyesinde bu malvarlıklarının da kullanılması düşünülmekte midir?
  12. Yatırım fonlarının ilgili konuların basına yansımasından hemen sonra Merkez Bankası tarafından en az 5 Milyar Dolar rezerv satıldığı iddiası doğru mudur?
  13. Tera Grup Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in, pay senetlerinin ve Şirket sahiplik durumlarının anlık olarak izlenebildiği Merkezi Kayıt Kuruluşunda halihazırda Yönetim Kurulu Üyesi olduğu bilinmektedir. Söz konusu kişiyi Merkezi Kayıt Kuruluşuna kim atamıştır?  Kendisi görevden alınmış mıdır? Konumu itibarıyla Merkezi Kayıt Kuruluşu’ndaki hassas bilgilere ulaşma imkânı bulunmakta mıdır? Merkezi Kayıt Kuruluşu bünyesinde yapılan pay senedi ve fon katılım belgelerinin dijital sorgulama işlemlerine yönelik log kayıtları (sorgulamaların kim ve hangi tarihlerde yapıldığı) incelenecek midir?
  14. 2025 yılı sonunda riskin farkına varılmasına rağmen gerekli önlemlerin zamanında alınmaması ve sorunun büyüyerek 2026 yılı Eylül ayında geniş kapsamlı bir tasfiye sürecine dönüşmesi nedeniyle Hazine ve Maliye Bakanı olarak siyasi sorumluluğunuz bulunduğunu düşünüyor musunuz? Bu sorumluluk nedeniyle istifa etmeyi düşünüyor musunuz?

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki soruların Adalet Bakanı Akın GÜRLEKtarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

İbrahim AKIN

İzmir Milletvekili

Eylül 2026’da ortaya çıkan yatırım fonları krizinde çok sayıda fonun tasfiye kapsamına alınması, yatırımcıların ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya kalması ve kamu otoritelerinin riskten aylar önce haberdar olduğunun ortaya çıkması, olayın yalnızca idari denetim boyutuyla sınırlı olmadığını göstermektedir.

SPK’nın resmi açıklamasına göre sorunlu fiyat hareketleri 2025 yılının son çeyreğinde tespit edilmiş, 2 Aralık 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi’nde ele alınmış ve 3 Aralık 2025’te SPK bünyesinde çalışma grubu kurulmuştur.

Bunun yanında tasfiye kapsamına alınan bazı portföy yönetim şirketleri hakkında krizden önce SPK tarafından idari yaptırım uygulanmış; bazı fon yöneticileri hakkında da piyasa işlemleri nedeniyle işlem yasakları ve suç duyuruları gündeme gelmiştir.

Bu tablo karşısında soru yalnızca piyasayı manipüle eden kişi veya şirketlerin bulunup bulunmadığı değildir. Kamu otoritelerinin önceden bildikleri risklere rağmen neden zamanında ve etkili biçimde müdahale etmedikleri, denetim süreçlerinin herhangi bir kişi veya şirket lehine esnetilip esnetilmediği ve kamu görevlileri ile finansal kuruluşlar arasındaki olası çıkar çatışmalarının araştırılıp araştırılmadığı da adli yönden incelenmelidir.

Bu çerçevede aşağıdaki soruların yanıtları önem arz etmektedir:

  1. Tasfiye kapsamına alınan portföy yönetim şirketleri, fon yöneticileri ve bunlarla bağlantılı gerçek veya tüzel kişiler hakkında 2025 ve 2026 yıllarında Cumhuriyet başsavcılıklarına yapılmış kaç suç duyurusu bulunmaktadır? Bunların kaçında soruşturma açılmıştır?
  2. SPK’nın 2025 sonlarında tespit ettiği ve ekonomik gerçeklerle açıklanamayacak fiyat hareketleriyle ilgili olarak Cumhuriyet başsavcılıklarına herhangi bir bildirim veya suç duyurusunda bulunulmuş mudur? Bulunulmuşsa hangi tarihlerde ve hangi suçlar kapsamında işlem yapılmıştır?
  3. Daha önce mevzuata aykırılıkları tespit edilen ve idari yaptırıma uğrayan şirket veya yöneticiler hakkında, sonraki dönemde aynı veya benzer işlemlerin sürüp sürmediğinin araştırılması amacıyla adli makamlar tarafından ek inceleme yapılmış mıdır?
  4. Tasfiye kapsamındaki şirketlerin ortak ve yöneticileri ile kamu görevlileri, kamu bankaları, bakanlıklar veya Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki görevlerde bulunan kişiler arasındaki ticari, mali veya ailevi ilişkiler bakımından çıkar çatışması ve nüfuz kullanımı iddiaları hakkında herhangi bir adli inceleme yapılmış mıdır?
  5. Kamu görevlilerinin görev ve yetkilerini kullanarak herhangi bir portföy yönetim şirketinin, fonun, yatırımcının veya şirket yöneticisinin lehine işlem yaptığına ilişkin ihbar, şikâyet veya soruşturma dosyası bulunmakta mıdır?
  6. Fon krizine ilişkin soruşturmalar kapsamında yalnızca piyasa işlemlerini gerçekleştiren özel kişiler değil, riskin önceden tespit edilmesine rağmen zamanında müdahale edilmemesi bakımından sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin eylem ve ihmallerinin de araştırılması yönünde bir adli süreç yürütülmekte midir?
  7. Kamu görevlileri ile finansal kuruluşlar arasındaki olası çıkar ilişkilerinin ve görev sırasında edinilen kamu bilgilerinin özel menfaat amacıyla kullanılıp kullanılmadığının araştırılması amacıyla MASAK, SPK, BDDK, Takasbank veya diğer ilgili kurumlardan bilgi ve belge talep edilmiş midir?
  8. Fon krizinde yatırımcıların uğradığı zararların gerçek boyutunun ortaya çıkarılması, varsa suçtan elde edilen gelirlerin tespiti ve yatırımcıların haklarının korunması amacıyla kapsamlı bir adli ve mali inceleme yürütülmesi konusunda Bakanlığınızca herhangi bir girişimde bulunulmuş mudur?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*