TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki soruların İçişleri Bakanı Ali YERLİKAYA tarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim
İbrahim AKIN
İzmir Milletvekili
Yalova’da 29 Aralık 2025 tarihinde gerçekleştirilen IŞİD operasyonu sırasında örgüt mensuplarının saatler süren silahlı direniş gösterebilmesi, Türkiye’de IŞİD’le mücadelenin güvenlik boyutunda ciddi zaaflar bulunduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.
Basına yansıyan bilgiler, çatışmada etkisiz hâle getirilen bazı IŞİD mensuplarının daha önce terör örgütü bağlantısı nedeniyle gözaltına alındığını veya tutuklandığını, ancak kısa süre içinde serbest bırakıldıktan sonra yeniden örgütsel faaliyetlere katıldığını göstermektedir. Bu durum, serbest bırakılan örgüt mensuplarına yönelik etkili bir idari takip, denetim ve risk izleme mekanizmasının işletilmediğine işaret etmektedir. Oysa IŞİD’le mücadele yalnızca operasyon anına indirgenemez; örgüt üyelerinin yeniden silahlı kapasite kazanmasının önlenmesi, yürütmenin asli görevleri arasındadır.
Türkiye’de muhalif siyasal faaliyetler, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, basın açıklamaları ve sosyal medya paylaşımları dahi yoğun bir kolluk takibi, soruşturma ve idari yaptırımlarla karşı karşıya kalırken; IŞİD örgütü mensuplarının şehir merkezlerinde rahatça dolaşabilmesi, örgütlenme faaliyetlerini sürdürebilmesi ve hatta konvoy hâlinde geçit yapabilmesi, güvenlik politikalarında açık bir seçicilik ve çifte standart olduğunu göstermektedir.
Yaklaşık beş ay önce Yalova’da IŞİD bağlantılı kişilerin araç konvoyu hâlinde şehir içinde dolaştığına ilişkin haberler basına yansımış; kamuoyunda büyük tepki doğmasına rağmen bu olayın nasıl gerçekleştiği, kimlerin sorumluluğunda olduğu ve sonrasında ne tür idari işlemler yapıldığına dair tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. Muhaliflere karşı en küçük eylem dahi anında bastırılırken, açık terör tehdidi içeren bu görüntülerin cezasız kalması, IŞİD’in fiilen korunduğu ya da en azından görmezden gelindiği yönündeki kuşkuları güçlendirmektedir.
Öte yandan, Yalova’daki kanlı operasyonun hemen ertesi günü, İçişleri Bakanlığı tarafından 21 ilde eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonlarda bir defada 357 kişinin gözaltına alındığının açıklanması, son derece kritik bir soruyu gündeme getirmiştir. Bu kişilere ilişkin bilgiler güvenlik birimlerinin elinde zaten mevcut idiyse, neden bu kişiler Yalova’daki çatışmadan önce değil de, ancak polislerimizin şehit edilmesinden sonra gözaltına alınmıştır?
Bir defada yüzlerce kişinin gözaltına alınabilmesi, söz konusu kişilerin kimliklerinin, bağlantılarının ve faaliyetlerinin önceden bilindiğini açıkça göstermektedir. Bu durum, IŞİD yapılanmasına ilişkin bilgilerin uzun süredir devletin elinde olmasına rağmen, önleyici müdahale mekanizmalarının bilinçli ya da ihmalkâr biçimde işletilmediği şüphesini doğurmaktadır. Eğer bu kişilere daha önce müdahale edilmiş olsaydı, Yalova’da yaşanan ve can kayıplarına yol açan saldırıların önlenip önlenemeyeceği sorusu kaçınılmazdır.
IŞİD yapılanmasının legal görünümlü dernekler, yardım faaliyetleri ve ticari yapılar üzerinden örgütlenebildiği uzun süredir bilinmesine rağmen, bu alanlara yönelik denetimlerin yetersiz kalması, İçişleri Bakanlığı’nın idari denetim sorumluluğunu tartışmalı hâle getirmektedir. Bu tablo, güvenlik politikalarının parçalı, geçici ve tepkisel yürütüldüğünü; kalıcı ve bütünlüklü bir stratejinin oluşturulamadığını göstermektedir. Bu nedenle Bakanlığın, yaşanan olaylar karşısındaki sorumluluğunun Meclis denetimi kapsamında açıklığa kavuşturulması zorunludur.
Bu bağlamda;
- Operasyonda öldürülen IŞİD mensuplarından kaçının daha önce Türkiye’de IŞİD bağlantısı nedeniyle gözaltına alındığı veya tutuklandığı tespit edilmiştir?
- Daha önce yakalanmış ve tutuklanmış IŞİD mensuplarının kısa süre içinde serbest bırakılmalarının ardından yeniden silahlı faaliyet yürütebildikleri dikkate alındığında, İçişleri Bakanlığı tarafından bu kişilere yönelik herhangi bir idari denetim, takip veya risk izleme mekanizması işletilmiş midir?
- IŞİD yapılanmasının legal görünümlü dernekler, yardım faaliyetleri ve ticari yapılar üzerinden örgütlenmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı’nın tespit ettiği kaç aktif yapı bulunmaktadır?
- Yaklaşık beş ay önce Yalova’da basına yansıyan IŞİD konvoyu görüntüleri hakkında Bakanlığınızca başlatılan bir idari veya adli işlem olmuş mudur? Olduysa sonuçları nelerdir?
- Muhalif toplantı ve eylemler en küçük gerekçelerle engellenirken, açık terör tehdidi içeren bu konvoyun şehir içinde nasıl gerçekleşebildiği Bakanlığınızca nasıl açıklanmaktadır?
- Muhaliflere karşı sert, yaygın ve yıldırıcı biçimde uygulanan güvenlik politikalarının, IŞİD gibi açık bir terör örgütüne karşı aynı kararlılıkla uygulanmadığı yönündeki eleştiriler hakkında Bakanlığınızın yanıtı nedir?
- 21 ilde eş zamanlı yapılan son operasyonda bir defada 357 kişinin gözaltına alınabilmesi, bu kişilere ilişkin bilgilerin güvenlik birimlerinin elinde uzun süredir bulunduğunu göstermiyor mu?
- Eğer bu kişiler güvenlik birimlerince biliniyorsa, neden Yalova’daki ölümcül operasyon gerçekleşmeden önce değil de, ancak operasyonun ertesi günü gözaltına alınmışlardır?
- Yalova operasyonundan önce, söz konusu 357 kişi hakkında herhangi bir önleyici takip, idari denetim veya adli işlem yapılmamasının gerekçesi nedir?
- Muhalif yurttaşlar en küçük eylem ve paylaşım nedeniyle sürekli takibe alınırken, IŞİD mensuplarının şehir içinde rahatça örgütlenebilmesi ve propaganda faaliyeti yürütebilmesi Bakanlığınızca nasıl açıklanmaktadır?
- IŞİD’e yönelik müdahalelerin neden önleyici değil, can kayıplarından sonra ve toplu gözaltılarla yapılabildiği hususunda Bakanlığınızca yürütülen bir iç soruşturma bulunmakta mıdır?
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki soruların Adalet Bakanı Yılmaz TUNÇ tarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
İbrahim AKIN
İzmir Milletvekili
Yalova’da 29 Aralık 2025 tarihinde yapılan operasyonda öldürülen bazı IŞİD mensuplarının daha önce tutuklandıkları, ancak yalnızca birkaç ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildikleri bilgisi kamuoyuna yansımıştır. Buna karşılık, şiddet içermeyen muhalif faaliyetler nedeniyle yargılanan kişilerin aylarca tutuklu kalması, cezası dolmasına rağmen tahliyelerinin engellenmesi; adaletin siyasal tercihlere göre işletildiği izlenimini yaratmaktadır.
Türkiye’de muhalif siyasetçiler, gazeteciler ve yurttaşlar aylarca, hatta yıllarca tutuklu yargılanırken, cezası fiilen dolduğu hâlde “iyi hâl” gerekçesiyle tahliyeleri engellenirken; IŞİD terör örgütü mensuplarının kısa süreli tutuklulukların ardından serbest bırakılabilmesi, adalet sisteminde ağır bir çifte standart olduğu yönündeki kanaati güçlendirmektedir.
Bu tablo, IŞİD’in adeta korunup kollandığı, en azından caydırıcı biçimde cezalandırılmadığı yönündeki endişeleri artırmaktadır. Terör örgütü üyeliği gibi ağır suçlamalarla yargılanan kişilerin bu denli kısa sürede serbest bırakılması, yalnızca hukuki bir sorun değil; doğrudan kamu güvenliğini tehdit eden bir tercihtir.
Yürütme organı, bu tablo karşısında “yargı bağımsızlığı” söylemiyle sorumluluktan kaçamaz. Mevcut uygulamaların, IŞİD benzeri örgütlerin hukuki boşluklardan yararlanmasına imkân tanıdığı açıkken, bu durumun Bakanlık tarafından görmezden gelinmesi kabul edilemez. Adalet Bakanlığı’nın, IŞİD dosyalarındaki yargısal uygulamaları, tahliye ve denetim kararlarının güvenlik üzerindeki etkilerini ve mevcut mevzuatın yetersizliklerini Meclis’e açıklaması anayasal bir yükümlülüktür.
Bu bağlamda;
- Yalova’daki IŞİD operasyonunda öldürülen örgüt mensuplarından kaçının daha önce terör örgütü üyeliği veya bağlantılı suçlardan yargılandığı tespit edilmiştir?
- IŞİD üyeliği suçlamasıyla yargılanan kişiler hakkında verilen beraat, tahliye ve denetimli serbestlik kararlarının, örgütün yeniden yapılanma kapasitesi üzerindeki etkisine dair Bakanlığınızca yapılmış bir etki analizi bulunmakta mıdır?
- Yalova’daki operasyonda öldürülen IŞİD mensuplarından kaçı daha önce tutuklanmış ve hangi gerekçelerle tahliye edilmiştir?
- IŞİD üyeliği gibi ağır suçlamalara rağmen birkaç ay içinde tahliye edilen kişilerle, aylarca tutuklu yargılanan muhalifler arasındaki bu açık fark Bakanlığınızca nasıl açıklanmaktadır?
- Cezası dolduğu hâlde çeşitli gerekçelerle tahliye edilmeyen mahkûmlar bulunurken, IŞİD mensupları hakkında verilen tahliye kararları adalet ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmakta mıdır?
- IŞİD dosyalarında verilen tahliye kararlarının, örgütün yeniden yapılanma ve silahlı kapasite kazanması üzerindeki etkisine dair Bakanlığınızca yapılmış bir değerlendirme var mıdır?
- Kamuoyunda oluşan “IŞİD’e müsamaha gösterildiği, muhaliflere ise cezalandırıcı bir yargı pratiği uygulandığı” yönündeki yaygın kanaatin giderilmesi için Bakanlığınızca atılan somut bir adım bulunmakta mıdır?
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki soruların Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEK tarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
İbrahim AKIN
İzmir Milletvekili
IŞİD’in Türkiye’de yalnızca silahlı hücreler aracılığıyla değil; finansal ağlar, yardım faaliyetleri, ticari yapılar ve kayıt dışı ekonomi üzerinden varlık gösterebildiği uzun süredir bilinmektedir. Buna rağmen, IŞİD’in finansmanıyla mücadele konusunda alınan önlemlerin büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığı, uygulamada etkili ve süreklilik arz eden bir denetim mekanizmasının işletilmediği görülmektedir.
Yalova’daki son operasyon, örgütün finansal kaynaklarının tam anlamıyla kurutulamadığını, bu kaynakların örgütün silahlı kapasitesini sürdürmesine olanak sağladığını açıkça ortaya koymuştur. IŞİD’in finansmanına ilişkin ulusal ve uluslararası yükümlülüklerin, siyasi irade eksikliği ve denetimsizlik nedeniyle etkisizleştirilmesi, yürütmenin anayasal sorumluluğunu doğrudan gündeme getirmektedir.
Özellikle yardım faaliyeti, bağış ve ticari faaliyet görüntüsü altında gerçekleştirilen para transferlerine yönelik denetimlerin yetersizliği, IŞİD gibi örgütlerin toplumsal zemin bulmasını ve örgütsel sürekliliğini kolaylaştırmaktadır. Kayıt dışı ekonomiyle etkin mücadele edilmemesi, terör örgütlerinin mali hareket alanını genişletmektedir. Bu nedenle Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, IŞİD’in finansman kaynaklarına ilişkin tespitlerini, bugüne kadar alınan önlemleri ve neden kalıcı sonuç alınamadığını açıklaması, terörle mücadelede mali boyutun neden etkisiz kaldığının ortaya konulması açısından zorunludur.
Bu bağlamda;
- IŞİD terör örgütünün Türkiye’deki finansman kaynaklarına ilişkin Bakanlığınızın tespit ettiği kaç aktif mali yapı bulunmaktadır?
- Son beş yıl içerisinde IŞİD bağlantısı gerekçesiyle dondurulan banka hesapları ve el konulan mal varlıklarının toplam tutarı ne kadardır?
- Terörün finansmanıyla mücadele kapsamında uluslararası sözleşmeler ve yükümlülükler çerçevesinde yürütülen denetimlerin uygulamada yetersiz kaldığı yönündeki eleştiriler hakkında Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?
- Yardım faaliyeti veya ticari faaliyet görüntüsü altında IŞİD’e mali kaynak aktarımı yapıldığı tespit edilen yapılara yönelik kaç inceleme ve soruşturma yürütülmüştür?
- Kayıt dışı ekonomi ve denetimsiz para transferlerinin IŞİD finansmanına zemin oluşturduğu yönündeki bulgular karşısında, Bakanlığınızca özel bir denetim programı uygulanmakta mıdır?
Bir yanıt bırakın