RADYOLOJİ HİZMETLERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİNİN YARATTIĞI SORUNLARI HEM SAĞLIK BAKANINA HEM DE HAZİNE VE MALİYE BAKANINA SORDUK

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki soruların Sağlık Bakanı Kemal MEMİŞOĞLU tarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

İbrahim AKIN

İzmir Milletvekili

Basında yer alan ve Gazete Yenigün ile gazeteci Nurcan Etik tarafından kamuoyuna duyurulan haberler, Türkiye’de sağlık hizmetlerinin giderek daha fazla özelleştirilmesi ve taşeronlaştırılması sonucunda ortaya çıkan yapısal bir sorunu gözler önüne sermektedir. Tanı ve tedavi sürecinin en kritik aşamalarından biri olan radyoloji hizmetlerinin, kamu hastanelerinde dahi hizmet alımı yoluyla özel firmalara devredilmesi, hekimlik pratiğini parçalayan, sorumluluğu muğlaklaştıran ve hasta güvenliğini ciddi biçimde zedeleyen bir uygulama haline gelmiştir.

Yanlış raporlanan MR ve tomografi sonuçlarının; kanser gibi hayati hastalıkların gözden kaçırılmasına, sağlıklı bireylerin ağır cerrahi müdahalelere yönlendirilmesine ve geri dönüşü mümkün olmayan sağlık kayıplarına yol açtığı iddiaları, sağlık hizmetinin piyasa koşullarına terk edilmesinin ne denli tehlikeli sonuçlar doğurduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, münferit bir ihmalden ziyade, yıllardır sürdürülen özelleştirme politikalarının kaçınılmaz bir sonucudur.

Sağlık hizmeti bir ticari faaliyet değil, anayasal bir haktır. Ancak mevcut uygulamalar, kamu hastanelerini şirket mantığıyla işletilen yapılara dönüştürmüş, maliyet düşürme, hız ve kârlılık kriterleri, tıbbi etik ve bilimsel sorumluluğun önüne geçirilmiştir. Bu durum yalnızca hastaları değil, kamuda görev yapan hekimleri de hukuki ve mesleki baskı altına sokmaktadır.

Öte yandan, söz konusu skandalın ancak basının çabasıyla gündeme gelmesi ve idari makamların kamuoyunu bilgilendirme konusunda gecikmesi, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Halk sağlığını doğrudan ilgilendiren böylesi vahim iddialar karşısında Bakanlığın sessiz kalması, kamusal sorumlulukla bağdaşmamaktadır.

Bu nedenlerle, sağlık hizmetlerinin tüm aşamalarının kamusal, kadrolu ve denetlenebilir biçimde yürütülmesi gerektiği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Şirketlere çıkar sağlamak uğruna halkın sağlığını riske atan uygulamaların sonlandırılması, benzer skandalların tekrar yaşanmaması ve toplumun sağlık sistemine olan güveninin yeniden tesis edilmesi açısından zorunludur. Bakanlığın bu konuda açık, ayrıntılı ve kamuoyunu tatmin edecek yanıtlar vermesi demokratik denetimin bir gereğidir.

Bu bağlamda;

  1. 2023–2026 yılları arasında İzmir’deki kamu hastanelerinde radyoloji hizmetleri kapsamında kaç hastane için hizmet alımı yapılmıştır? Bu hizmetler hangi firmalardan alınmıştır?
  2. İzmir’de patoloji hizmetlerini ihale ile alan şirketlerin yarattığı “yanlış tanı” skandalları sonucunda mağdur olan kaç yurttaşımız vardır? Bu mağdurların sağlık durumlarındaki kötüleşmenin sorumluluğunu üstleniyor musunuz?
  3. Basına yansıyan haberlerde iddia edilen yanlış tanı vakalarının sayısı kaçtır? Bu vakaların kaçı hayati risk, kalıcı hasar ya da ölümle sonuçlanmıştır?
  4. Yanlış rapor düzenlediği tespit edilen kişi ya da firmalar hakkında idari, mesleki ve cezai hangi işlemler uygulanmıştır?
  5. Aynı radyoloji uzmanının adı ve e-imzasının çok sayıda raporda yer aldığı iddiaları doğru mudur? Bu durum “diploma kiralama” ve yetki devri açısından Bakanlığınızca nasıl değerlendirilmektedir?
  6. Radyoloji gibi kritik bir sağlık hizmetinin, hastayla fiziksel temas ve klinik bağlamdan koparılarak uzaktan ve ticari sözleşmelerle yürütülmesi, hasta güvenliği açısından bilimsel ve etik olarak nasıl savunulmaktadır?
  7. Bu skandalın ortaya çıkmasın sonrasında Bakanlığınız neden kamuoyuna zamanında ve kapsamlı bir açıklama yapmamıştır?
  8. Kamusal bir hizmeti taşeronlaştırmak, aslında devletin denetim ve uygulama yetkisini sermayeye devretmek değil midir? Bu devrin anayasal “yaşam hakkı” ile çeliştiğini kabul ediyor musunuz?
  9. Şirketlerin kâr hırsı nedeniyle eksik boyanan ve yanlış yorumlanan preparatlar yüzünden kaç hastanın tedavi süreci geri dönülemez şekilde bozulmuştur?
  10. Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan bu tablo karşısında, Bakanlığınız radyoloji hizmetlerinin tamamının yeniden kamusal kadrolar eliyle yürütülmesine yönelik bir planlama yapmayı düşünmekte midir?

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki soruların Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEK tarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

  İbrahim AKIN

İzmir Milletvekili

İzmir’de kamuoyuna yansıyan radyoloji skandalı, sağlık alanında uygulanan hizmet alımı ve taşeronlaştırma politikalarının yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda mali ve yapısal sonuçlarını da gündeme getirmiştir. Kamu kaynaklarıyla finanse edilen sağlık hizmetlerinin, kamu yararı gözetilmeden özel şirketlere devredilmesi, bütçe disiplini, kaynakların etkin kullanımı ve kamu zararı açısından ciddi sorunlar doğurmaktadır.

Hatalı tanılar nedeniyle yinelenen tetkikler, uzayan tedavi süreçleri, ortaya çıkan hukuki ihtilaflar ve hasta mağduriyetleri, sağlık bütçesi üzerinde ek ve görünmez bir yük oluşturmaktadır. Bu yük, çoğu zaman “tasarruf” gerekçesiyle savunulan hizmet alımı modelinin gerçekte kamuya daha pahalıya mal olduğunu göstermektedir. Nitelikli, güvenceli ve kadrolu sağlık personeli istihdamı yerine şirketlerle yapılan sözleşmelerin tercih edilmesi, kısa vadeli mali tablolar uğruna uzun vadeli kamu zararının görmezden gelinmesi anlamına gelmektedir.

Sağlık alanında özelleştirme uygulamaları, kamu bütçesinin şirket kârlarını garanti altına alan bir mekanizmaya dönüşmesine yol açarken, denetim zafiyetleri, hizmet kalitesindeki düşüş ve hasta güvenliğinde yaşanan riskler kamuoyuna fatura edilmektedir.

Basına yansıyan bu olay, sağlık harcamalarının nasıl ve kimlerin yararına yapıldığının sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Kamu kaynaklarının halkın sağlığını korumak yerine, denetimsiz biçimde özel firmalara aktarılması kabul edilemez. Bu nedenle, hizmet alımı politikalarının mali boyutlarıyla birlikte yeniden değerlendirilmesi, kamu zararının tespiti ve önlenmesi için gerekli adımların atılması büyük önem taşımaktadır.

Bu bağlamda;

  1. 2020–2026 yılları arasında Sağlık Bakanlığı tarafından radyoloji hizmetleri için yapılan hizmet alımı ihalelerinin toplam maliyeti ne kadardır?
  2. Yanlış tanı ve hatalı raporlar nedeniyle yeniden yapılan tetkikler, tedaviler ve hukuki süreçler sonucunda oluşan kamu zararı hesaplanmış mıdır?
  3. Sözleşme hükümlerine aykırı şekilde yetersiz ekipman ve personel çalıştırdığı tespit edilen şirketlere yönelik herhangi bir mali yaptırım uygulanmış mıdır?
  4. Sağlıkta hizmet alımı adı altındaki taşeronlaşmanın, kamu bütçesine olan net yükü ile bu hizmetin devlet eliyle verilmesi durumundaki maliyeti arasındaki fark ne kadardır?
  5. Kamu hastanelerinde kadrolu uzman istihdamı yerine, özel firmalardan hizmet alımının tercih edilmesinin bütçe gerekçesi nedir?
  6. Halkın sağlığını tehlikeye atan bu ihalelerin, “kamu zararı” gerekçesiyle durdurulması hususunda bir tasarrufunuz olacak mıdır?
  7. Sağlık alanında hizmet alımı yoluyla şirketlere aktarılan kamu kaynaklarının, halk sağlığını tehlikeye atan sonuçlar doğurduğu açıkken, bu ihalelere ilişkin politika değişikliği gündemde midir?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*