BURDUR’DA ASKERLİĞİNİ YAPARKEN HASTALANAN VE SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞMESİ ENGELLENDİĞİ İÇİN YAŞAMINI YİTİREN DOĞUŞ CANER TÜFEKÇİ İLE İLGİLİ ÜÇ AYRI BAKANLIĞA SORU ÖNERGESİ VERDİK

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki soruların Milli Savunma Bakanı Yaşar GÜRER tarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

İbrahim AKIN

İzmir Milletvekili

1995 doğumlu profesyonel sporcu Doğuş Caner Tüfekçi, 6 Ocak 2024 tarihinde Burdur 58. Piyade Alay Komutanlığı’na sağlıklı bir birey olarak teslim olmuş, ancak zorunlu askerlik görevini yerine getirdiği sırada idarenin ağır ihmalleri, keyfi uygulamalar, fiziksel ve psikolojik baskı neticesinde 28 Şubat 2024 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Birliğe katılan askerlerin uzun süre soğuk hava koşullarında bekletildiği, ilk günlerde koruyucu ekipman kullanımına izin verilmediği, koğuşlarda ısınma sorunları yaşandığı, çok sayıda askerde solunum yolu enfeksiyonu belirtilerinin görüldüğü, revire çıkma taleplerinin sistematik biçimde engellendiği, bazı komutanlar tarafından “ölmeden gelmeyin” şeklinde ifadeler kullanıldığı, hasta askerlerin hastaneye sevk edilmesinde gecikildiği ve bu süreçte gerekli sağlık tedbirlerinin alınmadığı belirtilmektedir.

Yine aynı dönemde çok sayıda askerin benzer şikâyetlerle hastalandığı, farklı birliklere sevk edilen bazı askerlerin karantina koğuşlarına alındığı, koğuşların ısınma sorununun CİMER’e yapılan şikâyetler sonrasında giderildiği ve şikâyette bulunan bir askerin fiziki şiddete maruz kaldığı yönünde beyanlar bulunmaktadır.

Askerlik hizmetini yerine getiren yükümlülerin yaşam hakkının korunması, sağlık hizmetlerine zamanında erişimin sağlanması ve birliklerde uygun barınma ile hijyen şartlarının temin edilmesi devletin temel yükümlülükleri arasındadır. Bu nedenle olayın bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulması ve benzer olayların tekrar yaşanmaması amacıyla aşağıdaki soruların cevaplandırılması önem arz etmektedir.

Birlikte yaşanan süreç, “hizmet kusuru” kavramının ötesinde, insan onuru ve yaşam hakkının sistematik bir şekilde ihlal edildiği bir tabloyu ortaya koymaktadır. Teslim aşamasında telefonlara el konulması ve “Askercell” almaya zorlama ile başlayan süreç; kaloriferlerin yanmadığı koğuşlarda barındırılma, dondurucu soğuklarda dışarıda saatlerce bekletilme, eldiven ve boyunluk gibi koruyucu ekipmanların yasaklanması ve revire erişim hakkının “ölmeden gelmeyin” gibi ifadelerle engellenmesiyle devam etmiştir. Kalorifer arızasını CİMER’e bildiren bir askerin komutanlar tarafından darp edildiği iddiası, kışladaki disiplin anlayışının keyfiliğini gözler önüne sermektedir. Aynı bölükte onlarca askerin aynı semptomlarla hastalandığı göz önüne alındığında, salgın yönetimi konusunda da ciddi bir ihmal olduğu aşikardır. Tüm bu bulgular, bir askerin yaşamını kaybetmesine giden yolda askeri idarenin hem fiziksel koşullarda hem de sağlık yönetiminde büyük ihmallerinin olduğunu göstermektedir.

Bu konuyla ilgili olarak;

  1. Teslim aşamasında askerlerin kişisel telefonlarının toplanması ve zorunlu “Askercell” satışı/kullanımı konusunda bir emir/talimat var mıdır? Askerlerin aileleriyle görüştürülmediği ilk üç güne ilişkin gerekçe nedir?
  2. Ocak 2024’te, askerlerin gece 23.00’e kadar dışarıda bekletildiği, 06.30-20.00 arası koğuşa girişlerinin yasaklandığı ve dışarıda hiçbir ısıtmalı dinlenme alanı sunulmadığı iddiaları doğru mudur?
  3. Burdur 58. Piyade Alay Komutanlığı’ndaki koğuşların Ocak-Şubat 2024 dönemine ait iç ortam sıcaklık kayıtları tutulmuş mudur?
  4. Söz konusu dönemde kışlada kalorifer kazanı arızası yaşanmış mıdır? Son 5 yılda bu kışlada kalorifer sistemi için yapılan bakım-onarım harcamaları ve tutanakları nelerdir?
  5. 300 askere 10 duş düşen bir binada, duş sonrası soğuk havada dışarıda bekletilme uygulaması, askerlerin enfeksiyon kapmasına ve hastalığın hızla yayılmasına zemin hazırlamamış mıdır?
  6. Ocak-Şubat 2024 tarihleri arasında aynı bölükte öksürük/solunum yolu şikayetiyle revire çıkan toplam asker sayısı kaçtır? Bunlardan kaçına zatürre tanısı konulmuş, kaçı hastaneye sevk edilmiştir?
  7. Aynı dönemde birlikte çok sayıda askerin benzer belirtiler göstermesi nedeniyle olası bir toplu solunum yolu enfeksiyonu veya salgın ihtimali değerlendirilmiş midir? Değerlendirilmiş ise hangi tedbirler uygulanmıştır?
  8. Birlikte bir “salgın” durumu oluştuğu tespit edilmiş midir? Bu durum İl Sağlık Müdürlüğü’ne bildirilmiş ve bir karantina/tedbir protokolü işletilmiş midir?
  9. Aziz Üsteğmen ve diğer rütbelilerin, askerlerin revire çıkma taleplerini “Ölmeden gelmeyin”, “Beni gece uyandırmayın” gibi ifadelerle reddettiği iddiası hakkında idari soruşturma açılmış mıdır?
  10. Doğuş Caner Tüfekçi’nin ve diğer askerlerin revire çıkış defterleri ve nöbetçi tabip kayıtları incelenmiş midir? Şikayetçi olan askerlerin hastaneye sevkinin engellenmesi, TCK kapsamında “görevi kötüye kullanma” ve “yaşam hakkını ihlal” kapsamında değerlendirilmekte midir?
  11. Askerlere yönelik küfür, aşağılayıcı hitap ve kötü muamele iddiaları hakkında şahitler dinlenmiş midir?
  12. Kaloriferlerin yanmaması sebebiyle CİMER’e şikayette bulunan bir askerin, şikayeti nedeniyle komutanlarca darp edildiği iddiası araştırılmış mıdır? Şikayet eden askerin kimliği nasıl deşifre olmuştur? Bu olayla ilgili işlem yapılan personel var mıdır?
  13. Doğuş Caner Tüfekçi’nin görev yaptığı bölükte görevli komutanlar ile sağlık personeli hakkında adli veya idari makamlarca yürütülen inceleme ya da disiplin işlemi bulunmakta mıdır?
  14. Son 5 yıl içinde askerlik görevini yaparken yaşamını yitiren asker sayısı kaçtır? Bu askerlerin ölüm nedenleri nelerdir?
  15. Tüm bu ihmaller zinciri, bir askerin hayatını kaybetmesine neden olmuşken, “görevi sırasında vefat eden asker” statüsünün (şehitlik) verilmemesinin gerekçesi nedir? Yönetmelikte “ihmal sonucu ölümleri” dışarıda bırakan veya engelleyen bir düzenleme mi mevcuttur?

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki soruların Sağlık Bakanı Kemal MEMİŞOĞLUtarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

İbrahim AKIN

İzmir Milletvekili

1995 doğumlu profesyonel sporcu Doğuş Caner Tüfekçi, 6 Ocak 2024 tarihinde Burdur 58. Piyade Alay Komutanlığı’na sağlıklı bir birey olarak teslim olmuş, ancak zorunlu askerlik görevini yerine getirdiği sırada idarenin ağır ihmalleri, keyfi uygulamalar, fiziksel ve psikolojik baskı neticesinde 28 Şubat 2024 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Doğuş Caner Tüfekçi’nin tedavi sürecindeki aksaklıklar, hastaneye sevk aşamasında kurumsal bir kopukluğun ve tıbbi ihmalin varlığını kanıtlar niteliktedir. 2 Şubat 2024 tarihinde, yemin töreni vesilesiyle birliğinden ayrılan Tüfekçi, ileri derecede öksürük, ateş ve nefes darlığı şikayetleriyle Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne başvurmuştur. Ancak tanık beyanlarına göre, nöbetçi hekim tarafından zatürre teşhisi koyulabilmesi için gerekli olan hiçbir görüntüleme (röntgen, tomografi vb.) cihazı kullanılmamış, hastanın öyküsü dahi dinlenmeden “antibiyotik” yazılarak taburcu edilmiştir.

Daha da vahim olan durum, acil servisin yönlendirdiği nöbetçi eczanede hayat kurtarıcı olması beklenen antibiyotiğin dahi bulunamamasıdır. Bu durum, kamu sağlık hizmetinin, ihtiyaç duyulan en kritik anda dahi kesintiye uğradığını ve denetim eksikliklerinin ölümcül sonuçlara sebebiyet verdiğini göstermektedir. Gecikmeli olarak Ankara GATA’ya sevk edildiğinde ise enfeksiyonun çoktan kalp kasına ve tüm vücuda yayıldığı, akciğerlerin tamamen fonksiyonunu yitirdiği tespit edilmiştir. Eğer Burdur’da “ilk başvuru” aşamasında doğru tetkik ve tedavi uygulansaydı, Tüfekçi’nin yaşamını sürdürebileceği tıbbi bir gerçektir. Bu olay, kamu hastanelerinde triyaj sisteminin işleyişi ve temel ilaçlara erişim hakkının, acil durumlarda neden bu kadar hayati olduğunun bir göstergesidir.

Doğuş Caner Tüfekçi’nin durumuyla ilgili olarak hastalığın ilk belirtilerinin zamanında değerlendirilip değerlendirilmediği, tanı ve tedavi sürecinin tıbbi standartlara uygun yürütülüp yürütülmediği ve aynı dönemde benzer vakaların bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması kamu yararı açısından önem taşımaktadır.

Bu bağlamda;

  1. Doğuş Caner Tüfekçi’nin Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisindeki muayenesinde hangi tetkik ve değerlendirmeler yapılmıştır?
  2. Hastaya akciğer grafisi, laboratuvar tetkiki veya zatürre açısından ileri inceleme yapılmamasının gerekçesi nedir?
  3. 02.02.2024 tarihinde Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne başvuran Doğuş Caner Tüfekçi’ye müdahale eden nöbetçi hekim hakkında, “zatürre” gibi ciddi bir enfeksiyonu teşhis edebilecek tetkikleri (röntgen vb.) yapmadığı gerekçesiyle bir inceleme başlatılmış mıdır?
  4. Burdur Devlet Hastanesinde görev yapan sağlık personeli hakkında idari veya tıbbi uygulama yönünden herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?
  5. Aynı tarihlerde Burdur’daki askeri birliklerden benzer solunum yolu enfeksiyonu şikâyetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran asker sayısı kaçtır?
  6. Söz konusu başvurular nedeniyle olası toplu enfeksiyon veya salgın yönünden İl Sağlık Müdürlüğünce herhangi bir epidemiyolojik değerlendirme yapılmış mıdır?
  7. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan tedavi sürecine ilişkin bilimsel değerlendirme veya sağlık kurulu raporu hazırlanmış mıdır?
  8. Hastanın ölüm nedenine ilişkin kesin tıbbi değerlendirme nedir?
  9. Bakanlığınızca bu olaydan sonra askeri birliklerden gelen benzer vakaların erken teşhis ve tedavisine yönelik yeni bir uygulama veya genelge yayımlanmış mıdır?
  10. Bakanlığınız, bu olayda herhangi bir tıbbi ihmal veya hizmet kusuru bulunup bulunmadığı konusunda nasıl bir değerlendirme yapmıştır?
  11. Bakanlığınızın, “acil servislerdeki nöbetçi eczanelerde temel antibiyotiklerin dahi bulunmaması” durumuna ilişkin bir stok takip ve denetim mekanizması var mıdır? İlaç bulunamama sorunu nedeniyle yaşanabilecek hayati risklere karşı ne tür önlemler alınmaktadır?

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki soruların Adalet Bakanı Akın GÜRLEKtarafından Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 96’ncı ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

İbrahim AKIN

İzmir Milletvekili

1995 doğumlu profesyonel voleybolcu Doğuş Caner Tüfekçi’nin 28 Şubat 2024 tarihinde vefatı, yalnızca askeri bir idari ihmal zinciri değil, aynı zamanda yargı ve adli tıp süreçlerinde ciddi soru işaretleri barındıran bir adli olaydır. Tüfekçi, Burdur 58. Piyade Alay Komutanlığı’nda maruz kaldığı ağır yaşam ve çalışma koşulları, tıbbi ihmaller ve revire erişim hakkının engellenmesi sonucu ağır bir zatürre tablosuna sürüklenmiş, ancak “iyileşebilir” aşamada iken gerekli koruma ve tedaviye erişemediği için hayatını kaybetmiştir.

Olayın ardından yürütülen süreçte; ihmali bulunan rütbeli personelin, tedavi hakkını engelleyen revir hekimlerinin ve acil serviste gerekli tetkikleri yapmadan hastayı taburcu eden sağlık personelinin “yaşam hakkını ihlal” ve “görevi kötüye kullanma” suçları kapsamında etkin bir soruşturmaya tabi tutulması hukuki bir zorunluluktur. Ancak, idari yapı içindeki “kapatma” eğilimi ve sorumluların korunması riski, kamu vicdanını yaralamaktadır. Adalet mekanizmasının, askerlik gibi devletin mutlak denetimindeki bir alanda meydana gelen ölüm olaylarını, “görevi kötüye kullanma”nın ötesinde “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” ve “eziyet” kapsamında ele alması gerekmektedir. Etkin bir adli süreç yürütülmemesi, benzer ihmallerin tekrarlanmasına zemin hazırlamaktadır.

Bu bağlamda;

  1. Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusu neticesinde, olayda ihmali olduğu iddia edilen Burdur 58. Piyade Alay Komutanlığı rütbelileri, Revir Albayı ve Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisi nöbetçi hekimi hakkında başlatılan bir ceza soruşturması var mıdır? Varsa, soruşturmanın mevcut aşaması nedir?
  2. Söz konusu idari ve tıbbi ihmallerin, “Yaşam Hakkını İhlal” (Anayasa m.17) ve “Görevi Kötüye Kullanma” (TCK m.257) kapsamında soruşturulması için Cumhuriyet Başsavcılıklarına özel bir talimat verilmiş midir?
  3. İddia edilen darp olayı, küfürlü ve aşağılayıcı muameleler ve revire çıkışların keyfi olarak engellenmesi gibi “eziyet” (TCK m.96) kapsamına girebilecek fiillerle ilgili olarak, söz konusu birlikte görev yapan askerlerin (tanıkların) beyanları bağımsız bir şekilde alınmış mıdır? Tanıklara yönelik baskı oluşmaması için hangi önlemler alınmıştır?
  4. İhmali olduğu iddia edilen komutanlar ve sağlık personeli hakkında “adli kontrol” veya “görevden uzaklaştırma” gibi tedbirler uygulanmış mıdır?
  5. Doğuş Caner Tüfekçi’nin ölümüne ilişkin otopsi ve adli tıp raporlarında, Burdur’daki revirde ve acil serviste uygulanan “eksik müdahalenin” ölüm üzerindeki illiyet bağı incelenmiş midir?
  6. Acil serviste röntgen dahi çekmeden antibiyotik yazarak taburcu eden hekim ile ilaç temin edilemeyen eczane zinciri arasındaki ihmal, “taksirle ölüme sebebiyet verme” veya “ihmali davranışla öldürme” kapsamında ayrı bir soruşturma dosyası ile takip edilmekte midir?
  7. Kışladaki kaloriferlerin yanmaması üzerine CİMER üzerinden şikayetçi olan askerin darp edilmesi olayına ilişkin adli bir soruşturma başlatılmış mıdır? Şikayet hakkını kullanan bir vatandaşa yönelik darp eyleminin bir “hukuk devleti” çerçevesinde soruşturulması için Bakanlığınızca bir çalışma yapılacak mıdır?
  8. İdari kurumların (MSB) kendi bünyelerinde yaptığı idari tahkikatların, adli soruşturmayı gölgelediği veya yavaşlattığı yönündeki iddialar Bakanlığınızca değerlendirilmekte midir? Yargının, bu süreçte idareden bağımsız bir inceleme yürütmesi sağlanacak mıdır?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*